İki gün üst üste iki korkunç olay yaşadık.
Şanlıurfa Siverek’te Ömer Ket isimli bir çocuk eline pompalı tüfeğini aldı, eskiden okuduğu liseye gitti ve katliam girişiminde bulundu. Çok kişiyi yaraladı, sonra da kendini öldürdü.
Bir gün sonra bu kez Kahramanmaraş’ta İsa Aras Mersinli isimli çocuk babasının beş tabancasını ve yedi dolu şarjörü yanına alıp son sınıf öğrencisi olduğu ortaokula gitti, 9 kişiyi öldürdü, 3’ü ağır 6 kişiyi yaraladı, başka 11 kişi de kaçmaya çalışırken yaralandı. İsa Aras da kendini öldürdü.
Türkiye ilk refleks olarak en önce klişelerini konuşuyor. Bir kısmı haklı bu klişelerin. Sosyal medyada şiddet, TV’de şiddet dizileri, silaha ulaşmanın bu kadar kolay olması…
Tabii bir de tepkiler var. Mesela CHP 65 bin okula güvenlik görevlisi konmasını istiyor. Bir grup öğretmen Milli Eğitim Bakanlığı’nın önünde “ölüm nöbeti”ne girdi. Milli Eğitim Bakanı’nın istifasını isteyenler var.
Ben mi göremedim bilmiyorum ama bu iki saldırganın anne babasını konuşan, onlarını durumunu anlamaya çalışan kimseye rastlamadım.
Oysa meselenin kilidi en önce o aileler. Ardından o okullardaki rehberlik servisleri. Ve sonrasında da elbette güvenlik zaafiyeti, yani polisler.
Ama polise varana kadarki ilk iki aşama, yani aile ve okul, en önce mercek altına yatırılması gereken konu.
Netflix’te yayınlanan, yayınlanır yayınlanmaz dünyada da Türkiye’de bir solukta izlenen Adolescence dizisini hatırlıyor musunuz?
13 yaşındaki dünya sevimlisi görünümlü çocukları bir gecede eli kanlı bir katile dönüşen ailenin gözünden izledik o diziyi.
Bizim de iki çocuğumuz var. Her anne-baba gibi biz de diziyi zaman zaman kendimizle ilgili dehşete kapılarak izledik.
Dizi bittiğinde donup kaldığımı, kendime acaba ben çocuklarımı ne kadar tanıyorum diye sorduğumu hatırlıyorum.
Ömer’in anne babası, İsa Aras’ın anne babası çocuklarını ne kadar tanıyordu? Belli ki hiç tanımıyorlardı.
O anne-babaları suçlamak kolay. Sevgiyle büyüttüklerini düşündükleri çocuklarının içinden bir katilin çıkması, o çocukların sonunda kendilerini öldürmesi öyle bir gecelik öfkeyle ortaya çıkacak bir şey değil. İkisi de yılların birikimi. Aileler çocuklarının bu sıkıntısının farkına varabilir ve daha önce önlem alabilirdi.
İsa Aras’ın rastgele öldürdüklerine bakıyorum. 56 yaşındaki matematik öğretmeni Ayla Kara hayatının baharındaydı. Ölen 8 çocuk, Mustafa Aslan, Şuranur Sevgi Kazıcı, Zeynep Kılınç, Furkan Sancak Balal, Bayram Nabi Şişik, Belinay Nur Poyraz, Adnan Göktürk Yeşil ve Kerem Erdem Güngör, hepsi 10-11 yaşlarındaydı. Ne ölmeyi hak ettiler ne başka bir şeyi. Onların da anne babaları vardı ve hayatları sonsuza kadar sarsıldı.
Elbette İsa Aras evdeki beş tabancaya ve yedi dolu şarjöre bu kadar kolay ulaşamamalıydı. Ama şunu unutmayın: İsa Aras zaten patlamaya hazır bir bombaydı, uzun zamandan beri tetik mekanizması kurulu duruyordu. Belki Şanlıurfa’daki Ömer’in saldırısını duyunca o tetik harekete geçti, bunu da bilmiyoruz.
Bugün 10Haber’de Prof. Dr. Ali Atıf Bir’in yazısını okumanızı öneririm. Prof. Dr. Bir, dünyada çok araştırılmış bir konu olan bu okul saldırıları konusunu akademik literatürden bize anlatıyor. Bir çocuğun basitçe okuldaki bir futbol oyunundan dışlanması bile bu çeşit olayların tetikleyicisi, başlatıcısı olabiliyor.
Adolescence’da da gördük, bütün anne babalar olarak zaten canlı şahidiyiz, sosyal medya diye bir gerçek var ve bizim neslin çocukluğunda çok nadir olan “zorbalama” adı verilen davranışlar (akran zorbalığı deniyor) inanılmaz derecede yaygın. Artık sadece bir oyuna alınmamak değil, örneğin bir WhatsApp grubuna alınmamak veya atılmak da büyük bir olay.
Psikologların, pedagogların uzmanlık alanlarına girecek değilim ama birer anne-baba olarak bizim evimizde de, bu yaşlarda çocuğu olan bütün evlerde de bu konu, çocuğunuzun zorbalığa uğraması ve hatta sizin uğrunda canınınızı vereceğiniz çocuğunuzun zorbanın kendisi olması ihtimali hep havada asılı bir demokles kılıcı gibi.
Kendimi alamıyor, İsa Aras’ın fotoğraflarına bakıyorum. Kıvırcık uzun saçları, gülümseyen bebeksi yüzü, zeka saçan gözleriyle ileride her şey olabilirdi ama 14 yaşında katil oldu ve kendini öldürdü.
Kurbanları gibi o da bir çocuktu.
Amerika’da çocukları böyle bir okul şiddetinde öldürülen bazı aileler ve polis o şiddeti yapan çocuğun ailesine karşı dava açtı ve sonunda anne baba ihmalden yargılanıp ceza aldı.
İsa Aras’ın bunca zamandır verdiği belirtileri görmeyen anne-babasına çocukları hunharca öldürülen anne babaların söyleyecek bir sözü mutlaka var.
Ama diyorum ya, acaba biz kendi çocuğumuzu ne kadar tanıyoruz? Onun iç dünyasındaki fırtınalardan ne kadar haberdarız ve onu gündelik hayatın basit sıradan kötülüklerden nasıl koruyoruz, bu kötülüklere karşı onu nasıl hazırlıyoruz?
Ömer Ket olayında saldırgan eğilimler ayan beyan ortada. Polis bir gün önce Ömer’i gözaltına almış zaten. Ama sonra bırakılmış. Onu bırakan polisler bugün ne düşünüyor acaba? Veya polis tarafından ilçe dışına götürülen anne babası?
İsa Aras olayında okulun rehberlik servisinin, rehber öğretmenlerin onunla ilgili bir şey yapıp yapmadığını bilmiyoruz. Rehber öğretmenler İsa Aras’ın hiç farkında değilse durum iyice vahim.
Dediğim gibi suçlamak ve yargıda bulunmak kolay. Ortada gerçekten ve haklı olarak suçlanacak insanlar var üstelik.
Zor olanı içimize dönmek, anne baba olarak kendimizi sorgulamak.